Hiç bir kooperatifte, Toki dahil hiç bir sitede ikametimiz yoktur..

A'rafta bir munzevî misali, biz kendimizde mukimiz:

www.isayar.com

Kayıp zamanlar... Bekir Dervişoğlu'na

Hiç bu kadar derin olmamıştı yalnızlık. Bu sahil böylesine kimsesiz, sahipsiz kalmamıştı. Daha dün, ayak izlerimiz vardı kumsalda. Deniz böyle hırçın, martılar çığlık çığlığa değillerdi.Yosunlu kayalarda belli belirsiz siluetimiz, içimizi yansıtan suretimiz ve söyleyecek sözlerimiz vardı. .. >(DENEMELERİ)    

Kibrit kutusunda hatıralar…

Bugünün çocuklarında nasıl tezahür eder bilmem ama şimdi anlıyorum ki bizim çocukluğumuzda her bir nesnenin hayata karışmış bir anlamı vardı. O nesne her ne ise sadece asli işlevi ile değil çağrışımlarıyla da anlamını çoğaltırdı. Şairin “her nesnenin bir bitimi var ama/ aşka hudut çizilmiyor Mihriban”  deyişi ise bahsimiz dışındadır. Hafızanın en muhkem, derin ve kalıcı yanı kanaatimce çocukluk hatıralarıdır. Hele, çocukluğunuz köyde veya kasabada geçti ise bazı nesnelerin çocuk muhayyilesinde kazandığı anlam, eşyanın fevkindedir.> devamı

     Misafir Kalemler
         
   Zeki Ordu       Yahya C. Tapçı     Ahmet Şahin    M.Kamil Turan    Vedat Ali Tok    Fatih Ordu

GÜNLÜK / Dibace’ye mektuplar (2)

Şehre bak dibace.

Bir uğultunun içinde kaybolan insanlar göreceksin.

Sürükledikleri gölgelerinin ardında kalan sahipsiz seslerini duyacaksın.

Makinelerin efendiliğinde ezilen insancıkları ya da şehirden kaçan ruhları göreceksin. Belki göremeyeceksin.

Şehir kör eder insanı dibace; kör ve sağır.

 

Şehir biraz da geniş caddeler, mutantan meydanlar ve işlek yollardır. Lakin kalbe giden yollar kapalıdır bu hengâmede. Bir ‘lagar’ kapağı kadar kıymeti yoktur kalp kapağının. Şehir insanları eşyayı severler ki belki bundandır. Onlar gözleriyle, mideleriyle severler. Aşklarını vitrinlerde, ekranlarda, sokaklarda sergiler ve seyrederler. Maşuklarını cüzdanlarında taşırlar. Onların sevdaları hesaplanabilir bir şeydir!  Kontörle yüklenen, banka kartıyla taksit taksit harcanan, tüketilen bir alışkanlık… Bir dolmuş bile hattını değiştirmezken, onların sevdaları ‘sim’lidir; değiştirilebilen bir telefon hattıdır en fazla… Aslında onların bir sevdası da yoktur dibace.

Bu hengâmede akıl firarda, gönül kuyulardadır. Kaç Yusuf masalı kaldı, kaç mecnun kaç Leyla? Kaçtı iffet kokan mâşuka ve göçtü sevda yüklü kervanlar…

Çık şehirden dibace!

Burada yağmurlar bile kirli yağıyor; kirlenen suyu hangi su ile yıkarız? Ruha kurulan pusuyu nasıl ruhsuzların başına yıkarız?

Bir gözyaşımız gerçek dibace,

Bir de;

Şehirden çıkamamış, pimi çekilmiş bir bomba gibi kendi içinde dolaşan şair…

İsa Yar (Nisan 2008)

ESKİ DEFTERİMDEN

Ahvalimiz

 

Geniş bir kafeste hürriyetimiz;
Sınırlar çizilmiş mekanımız var.
Kendine yabancı zürriyetimiz;
Ne olma, ne ölme imkanımız var!

Kozanın içine koymuşlar bizi,
Öz ile kabuktan soymuşlar bizi,
Çobansız bir sürü saymışlar bizi
Silkinip, kalkacak zamanımız var.

Evimiz barkımız bize yabancı
Sazımız, şarkımız öze yabancı.
Bir gün, sıra gelir size, yabancı!
Delimiz, velimiz, yamanımız var...

İsa YAR

*Berceste dergisi   mart/2004

İslam Ürkmez ile...

YAZILARIMDAN ALINTILAR...

"'Farkında olmak' bilmekle eşanlamlı değil. Belki, bilgi fark ettiriyor ancak, görmek ve anlamakla alakalı daha çok. Farkında olmak; nerede olursanız olun, şuurunuzu hep uyanık tutuyor ve vardığınız idrak noktasında isteseniz de tegafül yapamıyorsunuz. Farkında olmak, rahatsız olmaktır... Farkında olan meselesi olandır. Mutedil de olsa öfkesi olandır. Yanlışı sorgulayan ve doğruya teslim olandır. Bu ayırıcı vasıftır ki bizi, beşer kalmaktan insan olmaya götürür..." (Kalemden kâğıda)

"İnsanın yalnızlığı... Betonlaşmış şehirlerde meskûn olanlar, mekânın ruhsuzluğunu renksiz bir elbise gibi kuşandıklarını bilmezler. Girift şekillerin, sahipsiz seslerin ve umumi kanaatlerin içinde kendini kaybeden insan, Hazreti Yusuf'un kuyuya atılması gibi, cemiyetin içinde yalnızdır ve yüreği olmayan, varsa da yüreği modern tapınmalarla taşlaşmış cemiyet onu ezmektedir. Şair bunun farkındadır; bu farkında olmak sessiz bir çığlık gibi mısralara dökülür. Bu ifşa erbabı dışında duyulmaz bile!  Kulaklar, esasen gönüller dünyevi talepleri çağrıştıran seslere göre kurgulanmıştır... " (İçimizdeki kalabalık)

"Büyük öfkenizin küçük yansımaları şaşırtır insanları, anlayamazlar. Anlayamadıkları, sizinle aynı halet-i ruhîye içinde gâma müptela olmadıkları için, incinebilirlerde! Anlatamazsınız! Sizden yansıyanların, söze ve sükûta bürünen ifadelerinizin bir iç oluştan, ahenkten, derin hissiyattan tezahür ettiğini bilemezler. Bilemedikleri, böyle bir halin yabancısı oldukları için, sıradan tepkiler verirler. Biraz daha kapanırsınız içinize, belki orada başlar şairin yalnızlığı. Şiirin sesini duyamayanların gürültülü gevezeliklerinden kaçan şair hassasiyeti, ikamet ettiği bünyeyi tahrip ederken,  ruhun yaralarını ‘onarır’. Burada şairi yoran, aşındıran, şiirin ağırlığı değildir; belki şairin çevresidir. O çevre ki şairin de ‘herkes’ gibi olmasını ister, görünenin yanında bir suret olmasını bekler. Oysa şair şiire mihman olmak durumundadır. Şair ise aradığı sükûneti, tenhalığı bulamayınca hırçınlaşır:“dilde gam var şimdilik lutf eyle gelme ey sürur/Olamaz bir hanede mihman mihman üstüne”… (yazıya kaçış)

Cemil Meriç'den

"Bütün Kur'an'ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani, İslâm. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!"

Zavallı Türk aydını... Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır."  Umrandan Uygarlığa Kitabından Seçmeler)
(Bekir Dervişoğlu ağabeyime şifa dileği ve dua ile...)

TÜRKÇE

Türkçe benim lisanım, hem lisanım hem san’ım

 Ben bu dille doğmuşum, ben bu dille insanım.

 İsa Yar

 

 

 

 

Erdik sinn-i kemâle lâkin kâmil olmadık
Kitap kurdu olduk da mütekamil olmadık
İsa YAR