İSKENDER PALA VE KATRE-İ MATEM
"İskender Pala¸
sahasında otoriter bir akademisyen; fakat birçok akademisyen gibi¸
üniversite kampüsüne sıkışıp kalan bir profesör profi li çizmiyor.
Kitapları dar bir muhitte okunmuyor. Hemen her kesimden okuyucusu
var. Konferansları ilgiyle izleniyor; konuşmalarında izdiham
yaşanıyor. Düşünmesini bildiği kadar¸ düşüncesini yazılarıyla ve
konuşmalarıyla halka yansıtmasını da biliyor. "
Adını¸ edebiyat tarihine "Dîvân Şiirini Sevdiren Adam"
sıfatıyla birlikte yazdıran İskender Pala¸ klâsik edebiyatımızla
ilgili çok sayıda eseriyle haklı ve müstesna bir mevkide bulunuyor.
Yazdığı hemen her kitabı toplumda büyük yankı buldu; çünkü onun
Dîvân edebiyatına bakış tarzı bu sahada kalem oynatanlardan çok
farklıydı. Eski edebiyatımızdaki müstesna güzellikleri gören ve onu
okuyucusuna güncelleştirerek yansıtan bir üslubu vardı. Gençler¸ bu
yüzden onu ve yazdıklarını çok beğendi¸ sevdi.
İskender Pala¸ sahasında otoriter bir akademisyen; fakat
birçok akademisyen gibi¸ üniversite kampüsüne sıkışıp kalan bir
profesör profili çizmiyor. Kitapları dar bir muhitte okunmuyor.
Hemen her kesimden okuyucusu var. Konferansları ilgiyle izleniyor;
konuşmalarında izdiham yaşanıyor. Düşünmesini bildiği kadar¸
düşüncesini yazılarıyla ve konuşmalarıyla halka yansıtmasını da
biliyor.
Üniversite yıllarımda onu¸ sevgili hocam Cihan Okuyucu'nun
bana hediye ettiği Ansiklopedik Dîvân Şiiri sözlüğü ile tanımıştım.
Bir ansiklopedi yahut bir sözlük alınıp da baştan sona kadar okunur
mu? O kitabı baştan sona okumuştum. Tabii daha sonra müteaddit
zamanlarda müracaat ettiğim bu eser¸ hâlen yeniliğini¸ güncelliğini
koruyor benim ve birçok okur için…
İskender Pala'nın eserleri birçok klâsik edebiyatseveri için
ufuk açıcı bir özellik taşımaktadır. Zaman zaman onun kitapları¸
yazdıkları Dîvân edebiyatını vulgarize ettiği şeklinde
eleştirildiyse de onu eleştirenlerin¸ onun kadar kıymetli eserler
veremedikleri de bir gerçektir. Kaldı ki artık klâsik mertebesine
ulaşmış bir edebiyat¸ bir kişinin yazıp çizmesiyle basitleşiyorsa
varsın olsun demekten de kendimizi alamıyoruz. Hâsılı kelam İskender
Pala bu gün liseli öğrencilerin dahi zevkine hitap edebilen bir
üslupla bu ata yadigârı edebiyatı okutabiliyorsa ona ancak gıpta
edilebilir kanaatindeyim.
İskender Pala'nın ufuk açıcı bir özelliğinden bahsetmiştim.
Benim için de öyle olmuştur; fakat onu taklit etmeye hiç çalışmadım;
(Bu yazı tanıtımdan ziyade biraz da beni tanıyan/tanımayanlar için
hasbıhale dönüştü.) ama İskender Pala ile bazı yönlerde kesişen
noktalarımız oldu. Bunlardan biri de Fuzûlî eksenli romanlarımız…
Önceleri Fuzûlî'nin yaşadığı asrı ve onun şiirlerinden yola
çıkarak Fuzûlî'nin dünyasını yansıtmaya çalıştığım yazıların bir
müddet sonra bir roman havasına girdiğini görünce Fuzûlî'nin
romanını yazmaya başlamıştım. Öğrendiğim kadarıyla da o zamana kadar
böyle bir çalışma yapılmamıştı. Tam da bu esnada bir gazeteden
İskender Pala'nın Fuzûlî'nin romanını yazdığını okudum: Babil'de
Ölüm İstanbul'da Aşk… Hiç tahmin etmezdim İskender Pala'nın bir
roman yazacağını. Bu durum hem canımı sakmış¸ hem de merak
uyandırmıştı. Hemen kitabı aldım ve okudum. Sonra da derin bir nefes
aldım; çünkü sağ olsun İskender Pala yine kendine has üslupla farklı
bir bakış açısıyla yazmıştı romanını ve benim yazdıklarımla hiç mi
hiç benzer tarafı yoktu… Bunları yazmamın sebebi şu: Fuzûlî'yi
anlattığım Pervanenin Rüyası'nı okuyan bazı eleştirmenler¸ kitabın
konusuna bakar bakmaz¸ Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk romanıyla
bağlantı kurmaya çalıştılar. Tabii ki bu yüzeysel bir bakıştı; çünkü
iki roman arasında ikisi de Fuzûlî odaklı olmasına rağmen neredeyse
benzer taraf yoktu…
İskender Pala ile eski edebiyatımız üzerine yaptığımız bir
mülakatta şöyle diyordu: "Dîvân edebiyatını sevdiren adam" diye
anıldığınız zaman kendinizi yalnızca bir alana kapatmış¸ yalnızca
bir konuda size değer verilmiş gibi oluyor. Artık Dîvân
edebiyatından öte pek çok şey bilseniz de¸ söz gelimi iyi bir kültür
adamı¸ iyi bir siyasetçi¸ iyi bir yönetici vb. olsanız da kimse o
yönünüzü dikkate almıyor. Mesela ben iyi bir deneme yazarı olduğumu
düşünüyorum¸ ama deneme konusunda bir panele davet edildiğim
olmamıştır. Bir roman yazdım ama roman üzerine konuşulacağı zaman
kimse beni hatırlamaz. Yani bu unvan¸ yalnızca Dîvân edebiyatına
hapsedilmek gibi bir şey…" Bu haklı bir serzeniştir; çünkü Babil'de
Ölüm İstanbul'da Aşk'tan sonra yayımladığı Katre-i Matem'de farklı
bir üslup kullanmış Pala. Bu eserin şimdiye kadar¸ bizim Bu eserin
şimdiye kadar¸ bizim yaptığımız gibi¸ birçok dergide¸ gazetede
tanıtımı yapıldı; ancak bildiğimiz/tanıdığımız bir roman
eleştirmeninden pek ses gelmedi. Bunu nasıl yorumlamak lazım
bilmiyorum. Ülkemizde maalesef bazan sanatçılara dar bir gömlek
biçiliyor ve ömrünün sonuna kadar ondan farklı bir renk giymemesi
isteniyor. Sen profesörsün¸ otur çocuklara ders ver; romanı
romancılar yazsın mı denmek isteniyor yoksa!
Katre-i Matem¸ İskender Pala'nın akademisyen kimliğinin
yanında bir sanatkâr¸ bir roman yazarı oluşunun da resmidir. Eser¸
esrarengiz bir cinayetin romanı gibi¸ ama tıpkı Dîvân şiirindeki¸
anlam katmanları ile derinlik arz eden berceste bir beyti hatırlatan
yapı arz ediyor. Bu kitabında Pala¸ yine satır aralarında Osmanlı
kültürüne dair ilginç özellikleri Dîvân Edebiyatına ait bilinmeyen
yahut az bilinen güzellikleri öğretiyor. Zaman olarak Lâle Devri'nin
esas alındığı romanda Türk tarihindeki lâle kültürü estetik bir
anlayışla sergileniyor.
Katre-i Matem¸ aşkın¸ tarihin¸ tasavvufun¸ lâlede
sembolleşmesinin romanıdır.
Katre-i Matem¸ roman severlere¸ özellikle klasik
edebiyatımıza ve Osmanlı kültürüne meraklı okuyuculara tavsiye
edebileceğimiz bir roman…
(Katre-i Matem¸
Kapı Yayınları¸ 2009¸ İstanbul.)
*Somuncubaba Dergisi / Şubat 2010