Genç Kalemler Ana Sayfa


Yaz


Son Eklenen

HER ŞEYE RAĞMEN  

Tarih: 11.11.2009

Ad Soyad:
ŞEYDA NUR BOZOK 
Yazısı:
Güneş ufka burnunu dayamış yaramaz bir çocuk gibi bir an önce çıkmak için can atıyordu. Her sabah onunla göz göze gelir, bana bir haberinin olup olmadığını anlamaya çalışırdım. Bugün de o sıradan günlerden biriydi; ama güneş daha soluktu sanki. Yoksa bir göz daha mı kör olmuştu mutlu günlere? Endişelenmekte haklıydım galiba.
Öğle vaktiydi, sabrım beni terk etmek üzereyken içeri sızan ışıkla irkildim. Tüm gözler üzerimdeydi. Sanırım vakit gelmişti. İri yarı bir adamın kucağındaki acınası çocuk ilişti gözüme. Anladım ki küçük yaşta öğrenmişti uzuvlarına bile güvenemeyeceğini. İşte yarı yolda bırakmıştı bacakları onu. Ne gözyaşları fayda etmişti ne de anlamlı sözleri.
Çabuk arkadaş olduk. Her yere beraber gidiyorduk. Hiç ayrılmıyorduk. Artık onu ben, kucağımda taşıyordum.
İki sene geçti ve neşem okula başladı. En zor sorulara birlikte kalkıyorduk. O her zaman neşeliydi. Onun bu neşesine imreniyordum.
Üçüncü sınıftayız. Artık herkes biliyor aramızdaki dostluğu. O bensiz yapamaz bense onsuz bir hiçim.
Beraber basketbol seçmelerine katıldık. Onun en büyük tutkusuydu. İlerde dünyanın en iyi basketbolcusu olacaktı. Tabi ben de onunla gidecektim her yere. Beraber yaşayacaktık kazandığımız maçların coşkusunu. Belki zıplayamazdık; ama bir tur atabilirdik nispet yaparcasına insanların ayaklarına. Seçilip seçilmediğimizi üç gün sonra öğrenecektik.
Beklenen gün… Sabırsızlanıyorum. Acaba küçük yakışıklımla istediğimiz bir tutam hayale ne yanıt vermişlerdi.
Elinde bir kâğıtla içeri girdi, fermanı okumaya başladı. Heyecandan ne yapacağımı bilemiyordum. Ve beklenen isim… Koşup öğretmeninin boynuna sarılamadığı için hiç bu kadar üzülmemişti; ama yine de o kadar mutluydu ki gözleri dayanamayıp boşalıverdi. Gözyaşlarıyla ıslanan o saha artık o ve diğer engelli arkadaşlarına geçmeleri gereken bir yol olmuştu.
Günler geçiyor madalyalar üst üste geliyordu. Ama bir eksiklik vardı. Ben onun için elimden geleni yapsam da o diğer sporcular gibi blok basmak, pivot yapmak, turnikeye girmek istiyordu. Annesi Feride ve babası Abdullah onun için her yerden doktor getirtiyor; ama hiçbiri hayattaki tek dostuma çare bulamıyordu. Basketbolla ilgilendiğinde ne kadar bastırsa da acısını güneş elveda deyince gökyüzüne, bir hüzün saplanıyor kalbine hançer gibi. Bense o an ölüyorum aslında. Karanlığa baktığımda, her zaman buğulu olan camdan gayet net görüyorum imkânsızı ve bir daha ölüyorum.
Dostum şu an lise ikide ve amansız bir hastalığa yakalandı. Ne ders çalışıyor ne de basketboldan zevk alıyordu. Artık onun ağırlığını hissetmiyordum, eriyip gidiyordu. Kimseye açamamıştı bu derdini. İçinde kor olup alevlenmişti. Artık sadece ayakları değil kalbi de işlevini görmüyordu. Ardı kesilmeyen karın ağrıları, sık sık dalmalar Feride hanımı endişelendiriyordu. Ve sonunda dayanamayıp aldı karşısına oğlunu. Feride hanım ne derse desin dostum suskunluğundan taviz vermiyordu. Feride hanımın onca çabası sonuçsuz kalmıştı. Dostum dayanamayıp ardında beyni puslu, kalbi yorgun bir anne bırakarak dışarı attı kendini. Yağmur yağıyordu. Sanki kızıyordu bize yağmur öyle sert çarpıyordu ki. Bu yollar nereye götürüyordu bizi? Kime?
Daha önce hiç görmediğim bir kapıda duruyorduk. Bu kapı bana o kadar heybetli gelmişti ki. Tüm dünya birleşse o kapıyı açamazdı. Zilin çalmasıyla sonu hiç gelmeyecek sandığım bekleyiş başladı. Sonunda kapıyı yüzü çok tatlı bir kız açtı. Dostumun gözlerindeki o ışığı ilk kez görüyordum. Kızın uzun siyah saçları, rüzgârda şahlanmış bir at kadar hırçındı. Deniz mavisi gözleri mutluluğu taşıyordu dalgalarında.”Hoş geldiniz.” diyen ince sesi bir bülbülün şakıması kadar ahenkliydi. Dostum donmuş gibiydi. Anladım derdini. Aşktı onun derdi, dermanı ise bu kapıdaydı. Cebinden çıkardığı kağıda çok özenmişti anlaşılan, kıza uzatırken elleri titriyordu. Ve kaçarcasına bir yolculuk daha…
O gece heyecandan uyuyamadı, tabi ben de… Sabah güneşle selamlaştıktan sonra okulun yolunu tuttuk. Küçük bir kuş gibi havalanacak diye korkuyordum. Bacakları olmasa da koşuyordu.
Okula vardığımızda henüz gelmemişti. Usulca yerimize geçip beklemeye koyulduk. Birden tiz bir çığlık çıldırtırcasına yankılandı kulaklarımda. O melek gibi kızdan eser kalmamıştı. Bir yılan gibi sözleriyle sokuyordu dostumu. Bir an önce bitmesi için dua ediyordum. Kızın saçlarına asılıp suratına tükürmemek için kendimi zor tutuyordum. İlk kez dostum engeli yüzünden bu kadar aşağılanmıştı. Onu teselli edemiyordum. Belki ayakları olmayabilirdi ama onun da sevebilecek bir kalbi vardı. Neden bu kadar üstüne gelmişti bu kız, sadece olmaz dese yetmez miydi?
Dostum artık çok nadir konuşuyor. Sesine hasret kaldığım onca sene… Bir gülüşüne neleri vermezdim… O, şu an yirmi bir yaşında ve hala o yılanın zehri damarlarında dolaşıyor.
Kasvetli bir akşam… Gelen teklifin büyüsüyle bir tebessüm belirdi yıllardır donuk olan suratında. Bu teklif için bütün hayatını silmiş, her dakika basketbol oynamıştı. Çok zayıflamış, yalnızca kolları kalmıştı. Hasta olacak diye üzülüyordum. Ama işte gelmişti. Beklenen teklif karşısındaydı. Onu Galatasaray Engelliler Basketbol Takımı’na çağırıyorlardı. Tekrar gözlerine doğan güneşi hayranlıkla seyrediyordum.
Artık her gün kulüp’e gidip geliyorduk. Günler güzel geçiyordu. Dostum çok daha mutluydu. Antrenmanlar çok sıkıydı, takım Avrupa Şampiyonası’na hazırlanıyordu. Dostum da aslarda oynayacaktı. Ondan daha heyecanlıydım. Milyonlarca insanın karşısında yeteneklerini sergilemek kolay değildi. Uyumuyor hayal kuruyordum. İnsanlar bizi çağırıyor. Ah! Sahaya o kadar yakışacaktık ki.
Zaman geldi, seyircilerin çığlıklarını şimdiden duyuyor gibiyim. Dostum hala bu günlere inanamıyor, aslında ben de biraz şaşkınım. Şu an ısınıyoruz. Hiç olmadığı kadar zor bugün antrenman, belki de heyecanın verdiği panik... Üst üste atılan topların çıkardığı ses bir bombanın haşin patlaması gibiydi.
İşte siren… Maç… Yaşasın! Bu kader maçı bizimdir. Gerçekleşen hayallerin sarhoşluğu var üzerimde. Yorgunum.
Sabah gazetelerden okuyoruz:” Galatasaray, Engelliler Basketbol Takımı potasına giren kırk iki topa kırk dokuz sayıyla karşılık vererek Avrupa şampiyonu oldu. Ve Kıtalar Basketbol Turnuvası’na katılmaya hak kazandı.”
Kıtalar mı? Asya, Avrupa, Amerika… Aman Allah’ım bu muhteşem bir şey. Türkiye ilk kez bu turnuvaya katılacak, bu büyük bir sorumluluk. Hazırlıklara hemen başlamazsak yetişemeyebilir. Yeni bir kılıf bakmalıyım, tekerleklerimin değişmesi lazım ve tabi biraz da cila… Yaşlandım artık yaklaşık yirmi senedir dostumla ne yollar teptik. Hafif bir tamiri hak ettim sanırım.
Dışarı çıkıyoruz, yeni bir imaj vakti. O da ne? Başım dönüyor. Bu? Bu olamaz. Yıllardır her yere beraber gittik, bu hayaller bizimdi. Yıllarca bekledik. Beraber atlattık her zorluğu. Okumayı birlikte söktük. İlk şiirini bana okumuştun ya, hani yirmi üç nisanla ilgili olan. Doğum gününde gelen basketbol topu için nasıl da sevinmiştik. Orda kurmuştuk bu günlerin hayalini; ama bir fark var. Birimiz zorunlu terk etmezse hayatı, ayrılmayacaktık. Senin bacakların bendim, sense her şeyim.
Hayat işte, bilseydim dostumun yalancı ışıklarla gözünün kamaşacağını, zifiri hayal ederdim korkmadan. Güneş sen vefasızsın… Dostumu nasıl alırsın benden. Üstelik parlak bir ruhsuza armağan ederek... Bir damla gözyaşım olsun isterdim.
Maç günü televizyonun karşısındayım. Ona kızgınım; ama sahada bir yıldız gibi mücadele etmesi beni gururlandırıyor. Sanırım bencillik yaptım. Umarım maçı kazanır ve bir selam verir seyirciye, dünyayı kurtaran kahraman gibi. Tabi yeni tekerlekli sandalyesiyle... Beni unutsa da olur, o mutlu olsun yeter. Kupa için çok sevindim. Demek ki dostum bensiz de bir şeyler yapabiliyor. O artık büyük bir basketbolcu.
Dostum otuz yaşında. Bugün güneşi selamlayamadan uyandım. Üzerimdeki tozları üfleyerek küçük bir tur attım odada, hamladım galiba demirlerim gıcırdıyor. Onu çok özledim. Kutuların arasında yırtık bir fotoğraf buldum. Beş yaşında… Şimdi üzerimde o fotoğrafı taşıyorum. Fazla gezdiremesem de, bodrum geniş sayılır. Tahtaların arasından sızan ışığa hala kırgınım.



ŞEYDA NUR BOZOK
SAMSUN ÖZEL FEZA BERK KOLEJİ 10 FEN A SINIFI

*Gonca dergisi 7.Hikaye ve resim yarışması hikaye birincisi. 
Kategori : Hikaye