Berceste şubat sayısı
Atabey KILIÇ klasik Türk Edebiyatı üzerine mülakatın yer aldığı bu sayıya katkıda bulunan isimler: Mahmut Kaplan, İsa Yar, Ahmet Şahin, Vedat Ali Tok, Rıfat Araz, İsmail Hakkı Nur, İbrehim Şahin, Yusuf Akyüz, Ümit Fehmi Sorgunlu, Bekir Oğuzbaşaran, Oyhan Hasan Bıldırki, Züleyha Özbay Bilgiç, Osman Baş, Yadigar Türeli Sanlı, Hüzeyme Yeşim Koçak, İsmail Adil Şahin, Sergül Vural, Filiz Kalyon, Abdullah Satoğlu, Zeki Ordu, Selma Baş, Yusuf Dursun, Senem Gezeroğlu…
Kibrit özel sayısı çıktı!
Yaşam, Ayrıntı ve Kültür Derginiz LAMURE Kibrit özel sayısı ile tüm bayilerde…
Her sayfamız bir kibrit çakıyor hayata Bir kibrit çakımlığına geldiğimiz şu dünyada bir kibrit yakımlığı kadar yaşayıp gidiyoruz… Kibrit kutusunda yaşar gibi insanoğlu olarak doluştuğumuz bu dünya bize evsahipliği yaparken, bazen kibrit aydınlığı bazen kibrit sönüklüğü ile ömür gelip geçiyor. İşte bu düşüncelerin ve duyguların eşliğinde, dergimizin yeni sayısının nesnesini belirlerken birden bir kibrit çaktı aklımızda. Kibritin bizimle sessiz sedasızca sürdürdüğü arkadaşlığına bir ses de biz vermek istedik. Onun sigaramızı yakışına eşlik ettiği gibi, bizde onunla kelimeleri tüttürelim istedik keyfimizce. Sayı : (8) Sonbahar sayısı 2009
Bu sayının kalemleri:
*Esra Elönü *Mehmet Çelik *Sadık Yalsızuçanlar *Raymond Zoller *Ahmet Yalçınkaya *Özcan Ünlü *Nureddin Durman *Mustafa Çiftçi *İrfan Gürkan Çelebi *İsmail Bingöl *Sırrı Çınar *Jan Devrim * Mehmet Emin Kazcı *İsa Yar *Oğuz Düzgün *Adem Özbay *Rafik Schami *Mustafa Hatipler *Elif Atlı *Nagihan Aladağ *Neslihan Küçükşabanoğlu *Aytekin Mehmet Arslan *Ömer Altıntop *Sümeyye Yüksel Üstündağ *Göksel Erkılıç *Mehmet Bicik *Erol Afşin
Az Edebiyat 5. sayısında "Yol" dedi..
Önsöz
“ben ki özetiyim tüm ölümlerin ben ki alnımda yarası sözün ağarım toprağa
her dizemden yol büyüttüm eğilir kalkar yürürüm”
Hala yoldayız. Yolu yazarak yürüyoruz. Yola yazarak yürümek gibi. Yolda kalmak yahut yola girmek adına adımlıyoruz hikayemizi. Geniş ve ferah yolların tabelalarını sökerek çıkarak çitlerden dışarı... Bilmediğimiz bir yerde ansızın adımlıyoruz ilk geçeni biz olmak adına. Ve belki son geçeni kalarak. Kimse gelmeyecek belki belki geldiğinde biz olmayacağız. Dayatılan tüm hayatları. Sonu şaşmayan tüm önermeleri. Şaşmayan tüm zamanları bırakıp ardımıza hayrete açılıyoruz. Bir taş atımı uzaktan el sallayarak. ıslık çalarak. Nakaratından türküye başlayarak... Ütülü pantolonumuzun çamura bulanmasıyla sınıfın arkasına oturmamızın hikayesi yazma gerekçemizden hiç de farklı değil.
Hep yoldayız. Geçerek yollardan. Okul defterimizin ödev sayfasını boş bırakıp, kırmızı çizginin sol yanına resimler yaptığımızda çizildi yolumuz. Biz artık ödevlendirilemeyecek kadar düşmüştük dünyanın uzağına. Ardından geldik hızlı giden zamanın. Durduk göğe baktık. Yürüdük yoldan çıktık. Yazdık kendimizden geçerek. Kendimize gelişimiz uzun sürdü.
Geldik. “ömrüm en yorgun yerinden heceler dilini”

Bizim Külliye'den Bu Sayıda
Muhterem Okurlar,
Türküler, his ve fikir coğrafyamızın temsil kabiliyeti yüksek ezgileridir. Sözleri kimilerine göre basittir; ama samimi ama derunidir.Türkü, Türk’ün adım attığı her yerdedir. Çünkü ismi ile müsemma türkü, Türk’ü en iyi anlatan musikidir. Bir bakarsınız Azerbaycanlı, Kerküklüdür bir bakarsınız Rumelili, Kafkaslıdır… Elimizi ayağımızı yanımızda nasıl taşıyorsak ‘dilimiz’ olan türküleri de öyle taşırız. Ezgilerimiz işçi olup gurbete, asker olup cepheye, yaralanıp hastaneye, cürüm işleyip dama, sevdalanıp dile düşerler. Türküler damadımızın takısı, gelinimizin yüzgörümlüğüdür. Kısaca onlar bizim hayat ve hayal hikâyemizdirler. Her hâlimize denk düşen bir atasözümüz olduğu gibi her hâlimize denk düşen bir türkümüz de vardır. Bu anlamda türkülerin doğum yerleri vardır ama belli bir yurtları yoktur. “Kar mı yağmış şu Harput’un başına” türküsüne kulak kabartmak için Elazığlı, “Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez” türküsüne eşlik etmek için de Nevşehirli olmak kayıt ve şartı yoktur. Ve duygu derinliği sağlayan şairlerimize de öyle… Şairlerimizin şiirlerini okurken Osmaniyeli, Kahramanmaraşlı, Yozgatlı olduklarını düşünmeye ne gerek, önemli olan tesirleri! Adnan Binyazar, Mehmet Özbek ve Fatih Kısaparmak’la yapılan röportajların her okurumuzun dikkatini çekeceğine ve bizleri türkülerimize daha bir perçinleyeceğine inanıyoruz. Yazarlarımızın isimleri, isimlerinin çağrışımları buraya sığmayacağından ilkin dergimizin “Bu sayıda” bölümüne bakmanızı sonra da hiçbir yazıyı atlamadan tümünü okumanızı rica ediyoruz. Her bir yazarımızın, türkülerimize bir başka pencere açarak bizleri bazen arındırıp ferahlandırdığını bazen hüznün kıyılarında bütün türkülere el uzattırdığını göreceksiniz. En evveli de bedeli binlerce kez ödenmiş hatırlamanın, anlamanın, inanmanın kolaylığını sezeceksiniz. 43. sayımızın konusu “ev, sokak, mahalle”. Kendi muhitimizde buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Bizim Külliye

 
|